Arama

Süleyman Nazif'in Bursa'nın işgali üzerine kaleme aldığı yazı "Çal Çoban Çal!"

11/05/2026 15:14 | Son Güncelleme : 18/09/2026 03:42 | Okunma Sayısı : 172 | abdullahhoca.com.tr


Süleyman Nazif'in Bursa'nın işgali üzerine kaleme aldığı yazı "Çal Çoban Çal!"
ad image
ad image

ÇAL ÇOBAN, ÇAL!..

Mütâreke’yi¹ takip eden kara günleri hemen herkes tarihimizin en karanlık safhası zannetti. Fakat ben öyle bir kara devir bilirim ki Mütâreke’yi takip eden kara günlerden daha karanlık bir çehre arz ederdi. Bu devir, Yıldırım Bâyezid’in bilhassa son senesidir. Felâketler arka arkaya gelmeye başlamış; Şehzade Ertuğrul, Sivas şehrinde ölmüş; Sivas şehri Timurileng² ordusunun ayakları altında yıkılmıştı. İki kere kederli olan bu Padişah; Kosova Meydan Gazâsı’nda günahsız biraderi Yakub Çelebi’nin dünyadan murat alamamış naaşına [cesedine] basarak oturduğu saltanat tahtından Timurileng’in esaret zindanına inmeye hazırlanıyordu. O devri ne vakit düşünsem hatırıma en evvel Yıldırım’ın iki katlı matemini Bursa civarında boynu bükük ve mahzun [üzgün] dolaştırırken tesadüf ettiği kaval çalan çobana olan şu sözü gelir:

— Çal çoban, çal!.. Ne Ertuğrul gibi oğlun öldü ne Sivas gibi şehrin yıkıldı!..

Bir insan sürüsünün talihsiz çobanından bir koyun sürüsünün gamsız çobanına yöneltilmiş olan bu acı dolu sözler kadar hiçbir mersiye, hiçbir ağıt; oğlu ölmüş bir baba ile memleketi yıkılmış bir hükümdarın gönlündeki acı ve elemlere tercüman olamaz.

Doğum yerim de dâhil olduğu hâlde hiçbir yerde Bursa’dan daha çok kalmadım. Ömrümün tam on iki senesi bu güzel şehirde fasılasız [aralıksız] ve arızasız geçti. O yeşil diyar, benim sakin ve hayat okşayan huzurlu bir sığınağım idi. Kıymetli dostlarımdan birkaçını Bursa’da tanıdım. O yarı uykulu belde benim hatırlama ufkumda -ölümün karanlığı bu ufku kapatıp örtünceye kadar- mesut ve arzulu bir mutluluk levhası olarak kalacaktır. Hakikatte bir Derviş Dağı olan “Keşiş Dağı”³ vadilerini ben daima, daima, daima şükran [minnettarlık] ve özlemle yâd ettim ve edeceğim. Bu böyle!.. Fakat ben orada huzur sarhoşu iken ve oradan çıktıktan sonra da hatırlama kulağıma,

“Çal çoban, çal!.. Ne Ertuğrul gibi oğlun öldü ne Sivas gibi şehrin yıkıldı!..” ağıtı sık sık gelirdi.

Yunan’ın ayağı Bursa’yı çiğnediği gün ben uzak ve siyah bir gurbette idim.⁴ Akdeniz’in kuzeydoğusundan güney tarafına kadar olan mesafeyi bir anda kateden her haber bir yıldırım gibi beynimi bir kere daha sersemletirdi. Ben orada son bir teselliden de mahrum idim çünkü Bursa’yı çiğneyen ayak, Sivas’ı tahrip eden [yıkan] bir ayak gibi dindaş ve mert bir düşmanın değildi. Hele Venizelos’un⁵ oğlunu Orhan’ın mezarı önünde arsızca durmuş gösteren fotoğrafının İstanbul gazetelerinden birinde gördüğüm nüshası, gözlerimden yaş getirmişti. Yıldırım’ın kaval çalan çobanına hafızam her rast geldikçe,

— Sus çoban, sus!.. Evin barkın, yerin yurdun yıkıldı, diyordum.

Yeşil Bursa’m; dağları, dereleri, ovaları, camileri, cefakeş yurtlarıyla yine bana geldi. Oranın iki sene hüzün ve hasretle ağlamış olan gözleri, şimdi hilalin tekrar doğuşu karşısında uzun gecenin ıztırabını uyutuyor. Bursa vatandaşlarım, hilale bir kere daha kavuştukları günün hatırasını her sene bir millî bayram şeklinde anarak yüceltsin.⁶ Ben de Allah ile ahdettim [sözleştim]: O günlerin birinde Bursa’ya gidecek, Yıldırım Bâyezid’e kaval çalmış çobanın torunlarından ve sonraki nesillerinden birini oranın dağlarında, kırlarında arayacağım ve diyeceğim ki:

 

— Çal çoban çal!.. Bu yüksek dağlar, bu geniş ovalar, bu şarkılar söyleyen dereler, bu öten ormanlar, bu yer, bu gök; senin, hep senin, sonsuza dek senindir.

 

 

Kaynak: Süleyman Nazif "Çal Çoban Çal" Ötüken Neşriyat - 2021/İstanbul

Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

Mustafa Kemal’i hangi yakın arkadaşı öldürmek istedi?

Mustafa Kemal’i hangi yakın arkadaşı öldürmek istedi?

Cumhuriyet döneminde yaşanan unutulmaz olaylar vardır. Bu önemli olaylardan biri de Mustafa Kemal Atatürk’e 1926 yılında İzmir’de yapılmak istenen suikast girişimidir.

1 yıl önce
"Ispartalı Eşekçi Ahmet’in oğlu Sıpa Hüseyin" Abdullah ŞAHİN'in ilgiyle okuyacağınız köşe yazısı

"Ispartalı Eşekçi Ahmet’in oğlu Sıpa Hüseyin" Abdullah ŞAHİN'in ilgiyle okuyacağınız köşe yazısı

Babasının adı Eşekçi Ahmet idi. Bu Ahmet, Eğridir eşrafından Hacımemişoğlu’nun uşağı idi. Bu sırada İkinci Mahmut, yeni açtığı Harbiye Mektebi’ne subay yetiştirmek için, Anadolu’da belli başlı eşrafın oğullarından birinin askerî öğrenim için İstanbul’a gönderilmesini emretti. Hacımemişoğlu, kendi oğlundan ayrılmak istemedi. O yüzden, uşağı Eşekçi Ahmet’in oğlu Hüseyin Avni’yi (nam-ı diğer Sıpa Hüseyin’i) İstanbul’a yolladı.

10 ay önce
ÇORBANAME

ÇORBANAME

Abdullah ŞAHİN'in kaleminden "ÇORBANAME"

9 ay önce
Yorumlar

ad image
ad image