Tarihçi/Yazar Abdullah ŞAHİN'in kaleminden bir alimin hayat hikayesi "Prof.Dr. Zeki ÇEVİK"
16/06/2026 22:57 | Son Güncelleme : 18/09/2026 04:19 | Okunma Sayısı : 154 | abdullahhoca.com.tr
Bir Hoca'dan Daha Fazlası Prof.Dr. Zeki ÇEVİK
Geriye dönüp baktığımızda, hayatımızı şekillendiren o kırılma anlarında hep bir el, bir nefes, bir yol gösterici görürüz. Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim Han’ın o eşsiz kelamında buyurduğu gibi:
"Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş, Bir veliye bende olmak cümleden a’la imiş."
Bizler de tam otuz yıldır, o kıymetli hocamızın dizinin dibinde, yanı başında dik durmaya çalışırken bir yandan da ona layık birer "bende" olabilmenin, o sarsılmaz gönül bağına erişebilmenin gayretiyle ömür tüketiyoruz. On binlerce eğitimcinin, polisin, askerin ve akademisyenin yetişmesinde çok büyük pay sahibi olan; talebelerinin kalbinde ve dilinde taht kurmuş, o meşhur deyimle “Tarihin Babası” Prof. Dr. Zeki ÇEVİK Hocamızdan bahsediyorum...
Gelin, bu şerefli ömrün satır aralarında birlikte yürüyelim.
Dünyanın Saygı Duyduğu Alimlerin Rahlesinde
Hocamız, 1956 yılında Kocaeli Karamürsel’in Çamdibi Köyü’nde dünyaya gözlerini açtı. İlk ve orta tahsilini Değirmendere ve Gölcük’te tamamladıktan sonra, yükseköğrenimi için 1973 yılında İstanbul’un yolunu tuttu. 1977’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ile Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu.
Öyle bir dönem, öyle muazzam bir akademik iklimdi ki... Bugün tarih dediğimizde önünde saygıyla eğildiğimiz dünya çapındaki alimlerin rahlesinde yetişti. Kimler yoktu ki o kadroda?
-
Prof. Dr. M. Tayyip GÖKBİLGİN,
-
Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU
-
Prof. Dr. Bekir KÜTÜKOĞLU,
-
Prof. Dr. Mustafa KAFALI
-
Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL,
-
Prof. Dr. Faruk SÜMER
-
Prof. Dr. Mübahat S. KÜTÜKOĞLU,
-
Prof. Dr. Ahmet Cevat EREN
-
Prof. Dr. Refet YİNANÇ,
-
Prof. Dr. Hasan KÖNİ
-
Prof. Dr. M. C. Şehabeddin TEKİNDAĞ,
-
Prof. Dr. Hakkı Dursun YILDIZ
-
Prof. Dr. Gülçin ÇANDARLIOĞLU,
-
Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL ve
-
Prof. Dr. Toktamış ATEŞ...
Bu dev isimlerden dersler alırken, iki yıl boyunca yan dal olarak Felsefe Bölümü Türk İslam Felsefesi Kürsüsü’nde Prof. Dr. Nihat KEKLİK’in de zihin dünyasını besleyen derslerine katıldı.
Karanlık Yıllarda Bir Sevda Uğruna: Sürgünler ve Memleket Aşkı
1977 yılında, çiçeği burnunda bir öğretmen olarak ilk görev yeri Kastamonu Göl Öğretmen Lisesi’ne tayin edildi. 1980 askeri darbesinin ayak seslerinin memleketi titrettiği, Türkiye’nin en karanlık, en sancılı dönemleriydi. Yatılı olan bu okulda geceleri belletmenlik yapıyor, gündüzleri ise kürsüde ders anlatıyordu. İlk günden beri kalbine kazıdığı yegane şiarı şuydu: Vatanını ve milletini canından aziz bilen insanlar yetiştirmek.
Ülkenin sağ-sol kavgalarıyla hırpalandığı o günlerde öğretmen olmak, ateşten gömlek giymek demekti. Attığınız her adım, kurduğunuz her cümle mercek altındaydı. İşte o zorlu günlerin birinde, Zeki Öğretmen sınıfta öğrencilerine milli birliği ve vatan sevgisini aşılayan, milletin sinesinden kopmuş o meşhur “Çırpınırdı Karadeniz” türküsünü söyletmekteydi.
Vay sen misin bu türküyü söyleten! Dönemin o dar ve karanlık zihniyeti, sanki çok büyük bir hainlik yapılmış gibi hocayı apar topar Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şikayet etti. Arkasından asılsız tahkikatlar, akıl almaz soruşturmalar birbirini izledi. Kendisini evlatlarına ve vatanına adayan bu genç öğretmen, müfettiş raporlarıyla önce Kars’a, ardından Trabzon’a sürgüne gönderildi.
Akademide Çeyrek Asrı Aşan Bir Çınar
Trabzon’da dört yıl boyunca şerefle görev yaptıktan sonra, 1982’de kısa dönem askerliğini ifa ederken yeni görev yeri Balıkesir Muharrem Hasbi Koray Lisesi oldu. Fakat tarih onu akademe çağırıyordu. Ülkemizin ilk muallim mekteplerinden biri olan Bursa Uludağ Üniversitesi’ne bağlı Necatibey Eğitim Fakültesi’ne Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Okutmanı olarak atandı ve bu görevi 1992’ye kadar sürdürdü.
1992’de yeni kurulan Balıkesir Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Eğitim aşkını akademik başarılarla taçlandırdı:
-
1988: Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nden Yüksek Lisans
-
1999: İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nden Doktora derecelerini aldı.
2000 yılında Yardımcı Doçent olarak atandığı Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde iki dönem Bölüm Başkanlığı, uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı ve Rektörlüğe bağlı Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü görevlerini büyük bir titizlikle yürüttü. 2013’te Doçent, 2018’de ise Profesör unvanını alan hocamızın, yurt içi ve yurt dışında yayımlanmış yedi kitabı, sayısız makalesi ve bildiri çalışmaları bulunuyor.
Hocamızın akademiye ve tarihimize kazandırdığı en muazzam çalışmalardan biri de hiç şüphesiz Kurtuluş Savaşı’ndaki “Son Kurşun” meselesidir. Geniş çaplı araştırmalarıyla bu konuya netlik kazandıran ve yakında okurlarla buluşacak olan "Milli Mücadele’de Türk-Yunan Savaşı ve Son Kurşun (1919-1922)" isimli eseri, akademik dünyada çok büyük ses getirecek niteliktedir. Zira Milli Mücadele’mizin son şehitleri, Bandırma ve Erdek’in kurtuluşu sırasında (17/18 Eylül 1922) verilmiştir ve bu son harekâtta şehadete eren 8’i subay olmak üzere tam 103 Mehmetçiğimiz, ilk defa net isimleriyle hocamızın bu kıymetli eserinde gün yüzüne çıkarılmıştır.
Evli ve dört çocuk babası olan, İngilizce’nin yanı sıra Kazak Türkçesini de çok iyi bilen hocamız, dile kolay, tam 45 yıllık kesintisiz hizmetinin ardından 2 Ocak 2023 itibarıyla emekliye ayrıldı.
"Evladım, Sen Hele Bir Başla..."
Gelelim Zeki Hocamızın benim dünyamdaki, benim hayatımdaki o unutulmaz yerine... 1990’lı yıllardan beri, onun o güven veren gölgesinden, yanı başından hiç ayrılmadım.
Geçmiş günlerin birinde, içimde sakladığım o büyük heyecanla hocama yaklaştım ve o her zamanki vakur duruşunun karşısında, sesimdeki tatlı bir titremeyle sordum:
— Hocam, kalbimi ve zihnimi vakfedeceğim bir kitap kaleme almak istiyorum. Bu husustaki teveccühünüz, yolumu aydınlatacak fikriniz nedir?
Mütereddit kalplerin sığınağı olan o gözler bana döndü. Hiç tereddüt etmeden, içimi adeta bir güneş gibi ısıtan o şefkatli sesiyle şöyle buyurdu:
— En güzelini, en doğrusunu yaparsın evladım... Sen hele bir besmele çekip başla bakalım, gerisi elbet kendiliğinden gelir.
İşte tam o an, hocamızın yüreğinden süzülüp benim ruhuma akan o muazzam güven duygusu ve güçle masamın başına geçtim. Ve o feyzle, hayatımın en kıymetli araştırma-inceleme eseri olan “Parolamız Ya İstiklal Ya Ölüm” isimli kitabımı satır satır dokudum. Bugün de yine onun o eşsiz vizyonu, rehberliği ve kıymetli yönlendirmeleri sayesinde, tarihimizin en şanlı dönemi olan Milli Mücadele yıllarını tüm derinliğiyle anlatacak, geniş çaplı yeni bir eser üzerinde nefes tüketmekteyim.
Şimdi durup düşünüyorum da... Gerçek hocalık, kelimelerin sınırlarını aşan böylesine muazzam bir şey olsa gerek. Yolunu kaybedene pusula, yorulup düşene el, karanlıkta kalana sönmeyen bir meşale olabilmek...
Ömrünün tam elli yılını, kendi evlatlarından ayırmadığı öğrencileri için feda eden; bu topraklara, bu şanlı bayrağa ve aziz millete duyduğu sevdayı ömrünün tek gayesi haline getiren bu büyük vatan sevdalısı Kıdemli Prof. Dr. Zeki ÇEVİK Hocama, Rabbimden sağlık, afiyet ve hayırlı uzun ömürler niyaz ediyorum. İyi ki varsınız hocam, iyi ki yolumuz sizinle kesişmiş...



